Girişimcinin İş Fikri ve Bu Fikrin Hukuki Güvenliği

1. Giriş

          Bilindiği üzere girişimciliğin en önemli unsurlarından biri ve temel sermayesi bilgi ve yeni fikirdir. Bu anlamda girişimcinin iş fikri; var olana dair yeni bir unsurun meydana getirilerek, bilinen düzeyin üzerine çıkılması şeklinde olabileceği gibi, yeni bir iş modeli ve/veya genel anlamda bir buluş da olabilir.

          Günümüz ekonomik sisteminde yeni bir iş fikrinin kişilere milyonlar kazandırabileceği defalarca kez tecrübe edilmiştir. Nitekim son kuşak zenginler nazara alındığında, klasik anlamda fabrikatör ve tüccar vasıflarından ziyade yenilikçi fikirleri hayata geçiren kimseler olduğu dikkat çekmektedir.

          Anılan çerçevede eski ve yeni sermaye sahipleri yeni iş fikirlerine ve bilgiye ihtiyaç duymaktadır. Bu kişilerin belirtilen fikirleri iki şekilde temin ettiği görülmektedir. Birincisi, sermaye sahiplerinin var olan iş sahalarında Ar-Ge çalışmaları yapmalarıdır. Ar-Ge çalışmaları ile sermaye sahipleri, yeni fikir ve buluşları bizzat kendi organizasyonları kapsamında temin etmek istemektedirler. İkincisi ise, sermaye sahipleri, yeni buluş ve fikirleri dışarıdan temin etmektedirler.

          Birinci yöntem ancak büyük sermaye sahipleri ve/veya özel alanlarda (ilaç-silah-kimya vb.) çalışan şirketler için zorunluluktur. Nitekim yatırım yapılmasına rağmen Ar-Ge departmanında tüm buluşçuların istihdamı mümkün değildir. Aynı zamanda bu çalışma yüksek maliyetler gerektirir; üstelik maaşlı çalışanlarda zamanla verim kaybı ve işleri rutin yapma eğilimi görülür. Buna karşılık ikinci yöntemde, Ar-Ge masrafları, eleman maaşları, başarısız deney maliyetleri ve en önemlisi boşa geçmiş zaman kaybı söz konusu olmaz. Zaten hazır olan bir buluşa, fikre yatırım yapma imkanı vardır. İşte bu nedenle tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de hazır olan buluş ve iş fikirlerine rağbet çok fazladır.

          Belirtilen sermaye sahipleri yanında, yeni iş fikirlerine yatırım konusu, ulusal ve uluslararası düzeyde birçok yatırımcının dikkatini çeker hale gelmiştir. Yurt dışında uzun zamandır var olan ve kamu oyunda “Melek Yatırım” olarak bilinen yatırım sistemi, Türk Hukuku’nda 15.02.2013 tarihli ve 28560 sayılı Resmi Gazete ’de yayınlanan “Bireysel Katılım Sermayesi Hakkında Yönetmelik” ile yasal zemine kavuşmuştur. Kısa sürede hatırı sayılır gelişmelerin yaşandığı bu alanda, yatırımcılar kadar girişimci iş fikri sahipleri açısından da önemli bir gelişmeye sebebiyet vermiştir.

          Söz konusu gelişmeler, girişimcinin iş fikrinin hukuki anlamdaki karşılığının da araştırılması gereğini beraberide getirmiştir.

          Dünya üzerindeki tüm hukuk sistemleri, ilgili hukuki düzenleme özelinde, taraflar arasındaki dengeleri göz önüne alarak gerekli kurallar bütününü oluşturmaktadır. Örneğin ülkemizde İş Hukuku’nun temel ilkesi işçi lehine yorumdur. Keza Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun’un temel ilkesi de tüketicinin korunmasıdır. Bu anlamda girişimcinin durumu incelendiğinde, hukuken korunması muhtemel taraf olduğunu düşünmek abesle iştigal olmayacaktır.

          Her ne kadar girişimcilik kavramını, sadece sermaye darlığı olan ve yenilik fikrini özellikle sermaye sahiplerine sunan kişiler ile sınırlı olarak algılamamak gerekmekteyse de, bu çalışmamızda belirteceğimiz fikirlerin aslında en çok bu kişiler açısından tatbiki önem taşımaktadır. Nitekim belirli gelir düzeyine sahip girişimcilerin yeniliğe dair fikirlerini hukuki koruma altına alması ve bu korumaya dair ihlal durumlarında gerekli hukuki mekanizmayı harekete geçirmesi muhtemeldir.

          Bu nedenle çalışmamızın özü, yenilikçi fikre sahip, bu fikri üçüncü kişilere sunan ve muhtemelen üçüncü kişiler nezdinde nakit ve tecrübe ihtiyaçlarından dolayı, istenildiği şekilde konumlandırılabilen kişilerin haklarını nasıl güvence altına alabileceklerine ilişkindir. Tüm bu hususlar kapsamında yenilikçi fikri genel anlamda değerlendirmemiz gerekir. Nitekim bu fikir, birkaç tür hukuki korumaya konu olabilmektedir.

2. Yenilik Fikrinin Patenti / Faydalı Model / Endüstriyel Tasarıma Konu Olması

Girişimcinin fikri, Patent / Faydalı Model / Endüstriyel Tasarım konusu oluşturabilecek düzeyde ise öncelikle buna ilişkin başvuruların yapılması gerekir. Genel anlamda bahsedilen kavramlar ve farklar şu şekilde ifade edilebilir.

Patent

          Buluş sahibinin buluş konusu ürünü belirli bir süre üretme, kullanma veya satma hakkıdır. Aynı zamanda, bu hakkı gösteren belgeye de patent denir. Sınai mülkiyet hakkının içinde önemli bir yer tutan bu hak, özellikle teknoloji transferlerinin aracı olması bakımından gelişmekte olan ülkeleri daha çok ilgilendirmektedir.

Bu anlamda; “Bir buluşun patent verilerek korunabilmesi için gereken kriterler nelerdir?” sorusu akla gelmektedir. Temel olarak belirtmek gerekirse;

  • Yenilik,
  • Tekniğin bilinen durumunun aşılması,
  • Sanayiye uygulanabilirlik, şeklinde belirtebiliriz.

          Yenilik, başvuru yapılmadan önce başkaları tarafından yazılı, sözlü ya da uygulanarak açıklanmamış olmak anlamında mutlak yeniliktir.

          Tekniğin bilinen durumunun aşılması kriteri, ilgili konuda uzman bir kişinin kolayca düşünüp uygulamaya koyamayacağı nitelik anlamındadır.

          Sanayiye uygulanabilirlik, buluşun tümüyle kuramsal olmak yerine pratiğe uygulanabilir özellik taşıması demektir.

Belirtilen üç niteliği taşıyan buluşlar patente konu olabilirler.

          Temel konumuz ile ilgili olması bakımından önemle belirtmekte fayda vardır ki, halk arasında birçok fikri koruma aracı açısından “patentli” ve “patentini aldım.” ifadeleri kullanılmaktadır. Oysaki patent sahibi olmak için sıkı şartlar gerekmekle birlikte, genel anlamda patent kapsamına girmeyen konu ve buluşlar mevcuttur. Nitekim bizim için bunlardan en önemlisi de, zihni, ticari ve oyun faaliyetlerine ilişkin plan, usul ve kurallardır. Bunların yanında, keşifler, bilimsel teoriler, matematik metotları, edebiyat ve sanat ederleri, bilim eserleri, estetik niteliği olan yaratmalar, bilginin derlenmesi, düzenlenmesi, sunulması ve iletilmesi vs. konular sayılabilir.

Faydalı Model

          Türkiye’de ve dünyada yeni olan, sanayiye uygulanabilen buluşların sahiplerine on yıl süre ile bu buluş konusu ürünü üretme ve pazarlama hakkının tanınmasıdır.

          Patentten farklı olarak faydalı modelde tekniğin bilinen durumunun aşılması kriteri aranmaz.

Endüstriyel Tasarım

          Son olarak kısaca değinmek istediğimiz kavram endüstriyel tasarımdır. Endüstriyel Tasarım, bir eşyanın süs veya estetik olarak görüntüsüdür. Tasarım bir yüzey veya şekilde olduğu gibi üç boyutlu özellikleri veya desen, çizgiler ve renklerde olduğu gibi iki boyutlu özellikleri de içerebilir.

          Endüstriyel Tasarımlar; teknik ve tıbbi aletlerden saatler, mücevherat ve diğer lüks eşyalara ev aletlerinden elektrikli aletler ve mimari yapılara kadar ve tekstilden uygun olabilen diğer eşyalara kadar her türlü sınai ve el yapımı ürünlere uygulanabilir.

          Endüstriyel Tasarımlarla ürünün sadece estetik özellikleri (görsel nitelikleri) korunur, o ürüne ait herhangi bir teknik özellik korunmaz.

          554 sayılı K.H.K’ye göre Endüstriyel Tasarımların tescil edilebilmesi için iki kriteri taşımaları gerekmektedir.

  • Yenilik (Bir tasarım, başvuru tarihinden önce dünyanın herhangi bir yerinde kamuya sunulmamışsa yeni sayılır.)
  • Ayırt edici olma.

          Bu açıklamalar sonrasında tekrardan ifade etmek isteriz ki, girişimcinin yenilik fikri patent / faydalı model/ endüstriyel tasarıma (bundan sonra her üçü için de yalnızca “patent” ibaresi kullanılacaktır) konu olabilecek ise, öncelikle buna ilişkin başvurunun yapılmasında bir nevi zorunluluktur. Bu anlamda ilgili başvuru ülkemizde Türk Patent Enstitüsü’ne yapılmakta olup, özellikle son yıllarda başvurunun yapılmasına aracılık eden birçok marka/patent vekili ile patent ofisinin varlığı gözlemlenmektedir. Önemli bir nokta, eğer başvurunun üçüncü bir kişi aracılığı ile yapılması halinde, (patent vekili ve/veya ofisi) bu kişi ve ilgilileri ile de gizlilik sözleşmesi imzalanması gereğidir.

          Nitekim, başvuru öncesinde öncelikle patente konu hususun teknik ayrıntıları ile aktarılması gerekir. Üçüncü kişi tüm teknik ayrıntılara vakıf olacaktır. Ancak gizlilik sözleşmesi öncesi kadar önemli olan, hatta kanımızca diğer dikkat edilmesi gereken bir diğer husus, patent başvurusunda bulunacak kişinin öncelikle, başvuru konusu buluşu, tüm özellikleri, teknik ayrıntıları ve resimleri ile birlikte hikayelendirerek, tarih ve imza ile birlikte iadeli taahhütlü posta ile kendisine ve/veya üçüncü kişilere iletmesidir. İletilen bu mektup açılmamalı ve zarflı olarak saklanmalıdır. Bir diğer usul mektubun noterde saklanması olabilir. Ancak hikayenin kendi elinde saklanmasından önce ayrıca noter onayından geçirilmesi gizlilik ihlaline sebebiyet verebilir. Bu nedenle bu usulü hukuki yönden güvende olmak bakımından tehlikeli bulmaktayız. Ancak gizlilik sözleşmesi ihlalinde dahi gerekli hukuki aidiyet tespitinin yapılması sağlanabilir. Nitekim belirtilen usulün tatbiki, gizlilik sözleşmesine rağmen meydana gelebilecek fikir sızıntılarında, fikrin evveliyatla sahibinin tespitinde önem arz edecektir.

          Belirtilen sürecin tatbiki akabinde, yukarıda zikredilen başvuruların yapılması, düzenleyici kanun ve diğer mevzuatın sağladığı hukuki korumalardan da istifade edebilme imkanı sağlayacaktır. Ayrıca, sürecin yürütülmesindeki titizlik, önemli bir hak sahibi olacak kişinin bu hakkının, süreç içindeki kötü niyetli kişiler tarafından elinden alınmasını engelleyebilecek veya buna bağlı zararlarını tazmin edebilmesini sağlayacaktır.

          Ayrıca belirtmek isteriz ki, bu başlık altında bahsettiğimiz hususlar, çalışmanın devamında bahsedeceğimiz, marka başvurusu, alan adı alımı ve benzeri hakların temin edilmesinden sonra proje bütününün üçüncü kişilere aktarımı sırasındaki prosedürlerin yerine getirilmesine gerek olmadığı anlamına gelmemekte, tam aksine çalışmada esas alınan tüm sürecin eksiksiz şekilde uygulanması gereği tavsiye edilmektedir.

3. Bilgisayar programlarının, fikir ve sanat eserlerinin kanun kapsamında korunması

          Türk Hukuku’nda Bilgisayar Programları’nın fikri hukuka göre korunması sözkonusu olabilmektedir. Bilgisayar programlarının fikri hukuka göre korunabilmesi için eser olarak nitelendirilebilmesi gerekir. Bu korumadan istifade edebilmek için öncelikle bilgisayar programının eser mahiyetinde olması gerekmektedir.

          Türk Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (FSEK) eser kavramının belirlenmesinde iki unsurun varlığını aramaktadır.

Bunlar;

  • Kanun’da belirtilen eser kategorilerinden birine dahil olmak,
  • Sahibinin özelliğini taşımaktır.

          Bir fikir ürününün koruma konusu düzeyine çıkabilmesi için sahibinin özelliğini taşıyor olması gerekir. Buna göre;

  • Bağımsız ve yaratıcı bir fikri çalışma ürünü olan eserler sahibinin özelliğini taşıyor sayılır.
  • Sahibinin özelliğini taşımak unsuru, bazı hukuk sistemlerinde orijinallik olarak ifade edilmektedir.

          Ayrıca FSEK’te eser niteliğinin kazanılabilmesi için, sahibinin özelliğini taşımasının yanı sıra Kanunda dört kategori halinde belirtilen eser formlarından biriyle ifade edilmiş olması da şart koşulmaktadır.

Bu eser kategorileri şunlardır;

  • İlim ve Edebiyat Eserleri,
  • Musiki Eserleri,
  • Güzel Sanat Eserleri,
  • Sinema Eserleri,

          Bilgisayar programlarının eser niteliğine sahip olabilmesi için, bilgisayar programlarının birbirinden ayrılması ve gözlemlenmesi mümkün olan,

  • program akışı,
  • algoritma,
  • kaynak ve objektif kodu,
  • kullanıcı arayüzü, unsurlarının bir arada bulunması gerekmektedir.

          Bu unsurların tamamlanmasıyla bilgisayar programlarının oluşumu, tıpkı bir roman veya makalenin yazımına benzemektedir.

          FSEK’te 7.6.1995 tarih ve 4110 sayılı Kanun’la yapılan değişiklikle bilgisayar programları, kanuni koruma altına alınmış; bu değişiklikle, bilgisayar programları ve program sonucu doğurması koşuluyla program hazırlık tasarımları, “ilim ve edebiyat eserleri” kategorisine dahil edilmiştir.

          Böylece ülkemizde dünyadaki eğilim ve gelişmeye uygun olarak bilgisayar programlarına fikri hukuk koruması sağlanmıştır.

          Bağımsız eser olarak yaratılan bilgisayar programlarının yanında, “işleme eser” olarak geliştirilen bilgisayar programları da koruma altındadır.

          İşleme eser, bir esere sadık kalmak suretiyle onun başka şekle dönüştürülmüş şeklidir.

          FSEK’e göre bir bilgisayar programının uyarlanması, düzenlenmesi veya herhangi bir değişim yapılmasıyla ortaya çıkan yeni bilgisayar programı “işleme eser” olarak korunur.

          Girişimcinin yenilik fikri, yukarıda kısaca belirtilen hususlar kapsamındaysa, yukarıda belirtildiği üzere, ilgili başvuruların yapılarak, belirtilen kanun kapsamında koruma sağlanması çok önemlidir.

4. Yenilik Fikrinin Patenti/ Faydalı Model / Endüstriyel Tasarıma Konu Olmaması Durumunda Yapılması Gerekenler

          Yukarıda bahsedilenler dışında buluşun veya fikrin patent/faydalı model veya eser niteliğinde değere sahip olmaması durumunda neler yapılacaktır? Bu sorumuzun cevabı da nispeten paraleldir.

          Bir buluşun patent veya faydalı modele konu edilebilmesi için birden çok unsuru bir arada bulundurması gerekmektedir. Ancak bu unsurlardan biri veya birkaçını bulundurmayan bir buluşun da ticari anlamda bir karşılığı gayet tabi olabilir. Bu buluşun sahibi haklı olarak buluşunu korumak isteyecektir. Ne yazık ki bu halde patent, faydalı model ve endüstriyel tasarıma bağlı korumalardan yararlanmak mümkün olmayacaktır. Dolayısıyla süreci titiz bir şekilde yürütmek gerekmektedir.

          Daha önce belirtmiş olduğumuz şekilde, öncelikle buluşun veya fikrin ayrıntılı olarak hikayesinin yazılması ve bu anlamda mümkün mertebe görsel ve teknik materyallerin de bir araya getirilerek, tüm bu bilgi ve belgelerin bir dosya haline getirilmesi ve sonrasında dosyanın iadeli taahhütlü mektup ile kendi kendisine yollanması icap etmektedir. İadeli taahhütlü mektup olmasındaki amaç kişi ve zaman açısından şaibe riskinin en aza indirilmesidir. Bu anlamda, kendinize gönderdiğiniz dosyanın açmadan kalması, fikrin ve buluşun zamansal olarak sabitlenmesi anlamına gelecektir. İkinci bir usul olarak, dosyaya konu bilgilerin noter onayından geçirilmesi söz konusu olabilir. Bu yol nispeten daha fazla masraf gerektirir bir usuldür ve her halükarda, noter onayı öncesinde de noterden bilgi sızma ihtimaline bağlı olarak iadeli taahhütlü posta sisteminin kullanılmasında fayda vardır. Üçüncü olarak belirtilen dosyanın noterde saklanmak üzere bırakılması usulü de tatbik edilebilmektedir.

4.1. Fikre İlişkin Alan Adının Alınması Gereği

          Belirtilen usuller yanında yenilik fikri ve buluşa ilişkin isim çalışmasının yapılması son derece önemlidir. Nitekim bazı fikirler isimlerini içinde barındırmaktadır ve özellikle alan adı ve marka gibi haklar, çoğu zaman önemli maddi değerlere ulaşmaktadır. Girişimcinin yukarıda belirtilen hikaye yazılması ve bunun postalanması usulüne eş zamanlı olarak alan adlarını almasında fayda vardır.

          Bilindiği üzere alan adı, bir web sitesinin internetteki adı ve adresidir. Bu adres olmadan bir internet kullanıcısı web sitesine sadece IP adresiyle ulaşabilir.

          Alan adları, maliyeti itibarıyla alıcısına fazlaca maddi yük oluşturmamaktadır. Bu nedenle fikre veya buluşa dair birkaç türde alan adının alınmasında fayda vardır. Ayrıca konu hakkındaki müstakbel rakip şirketlerin de, konu hakkındaki muhtemel alan adları alınabilir.

4.2. Marka Başvurusunun Yapılması

          Alan adlarının alınması ile birlikte bir diğer önemli konu da markadır. Kısaca izah etmek gerekirse, benzer ürünleri ya da hizmetleri başkalarının ürün ya da hizmetlerinden ayırt etmek üzere kullanılan ya da belirli bir hizmetin sunulması sırasında kullanılan ayırt edici işaret marka olarak tanımlanmaktadır.

          Sözcükler, sayılar, harfler, şekiller, ürünün şekli veya ambalajı ile bunların birlikte sunuluşları marka olarak değerlendirilmektedir.

          Marka koruması, ürün ya da hizmetlerinde marka kullanan marka sahiplerini koruyan bir sistemdir. Marka tescilinin amacı, özel yasa ile getirilen korumadan yararlanmak anlamındadır.

          Başkası tarafından kullanılan tescilsiz bir markanın, hak sahibi olmayan bir kişi tarafından tescil için başvuru yapılması veya tescil ettirilmesi hallerinde, gerçek marka hakkı sahibinin itiraz etme veya dava açarak tescili iptal ettirme yetkisi vardır.

          Herhangi bir ürün için kullanılmak üzere bir marka seçimi sırasında dikkat edilecek en önemli konu, seçilen işaretin diğer markalardan farklı olmasıdır.

          Marka tescilleri sırasında en önemli konu, markanın seçimi ile marka tescilinin kapsayacağı malların ya da hizmetlerin saptanmasıdır. Markanın başkaları tarafından tescil ettirilmiş ya da kullanılan markalardan ayırt edilebilecek şekilde farklı olması gerekmektedir.

          Marka tescilleri ile sağlanan koruma, tescil edilecek marka ve markanın kullanılacağı mallar ile sınırlı olduğu için, mal (ürün, eşya) listesi hazırlanırken gerçek iş konusuna uygun olarak hazırlanmalıdır.

          Hukuk sistemimizde marka hakkı ihlallerine ilişkin hukuki ve cezai düzenlemeler mevcuttur. Bu anlamda marka hakkına sahip olmak bu haklardan yararlanmak için önem teşkil etmektedir.

          Marka hakkına başvuru işlemleri de tıpkı patent başvurularında olduğu gibi profesyonel kişi ve kurumlar aracılığı ile yapılabileceği gibi, bizatihi girişimci tarafından da yapılabilir. Burada önemli bir noktaya dikkatinizi çekmek isteriz ki, marka sisteminde birden fazla sınıf vardır ve bu sınıflarda çeşitli konular belirlenmiştir. Marka başvurularında çeşitli sınıflar seçilebilmektedir. Tabi ki her bir sınıf ekstra maliyet oluşturmaktadır ancak ne kadar fazla sınıfta koruma alınabilir ise, bu nispette de koruma sağlanacaktır.

5. Yenilik Fikrinin Üçüncü Kişilere Açıklanmasından Öncesi Tablonun Kısaca Özeti

          Yukarıda belirtilen tüm hususların tatbiki, bir girişimcinin öncelikle yerine getirmesi ve ihmal etmemesi gereken aşamalardır. Özetle,

Her ihtimalde fikrin ayrıntılı hikayesinin kaleme alınması, bunun görsel ve diğer mevcutlarla birlikte dosyalanması, bu dosyanın posta teşkilatı aracılığıyla kişinin kendisine ve/veya bir üçüncü kişiye iadeli taahhütlü olarak iletilmesidir. Unutulmaması gereken nokta, bu zarf açılmadan saklanmalıdır.

Yukarıdaki ihtimal ile birlikte fikrin noter onayından geçirilmesi veya fikre ilişkin dokümanların noterde saklanması mümkündür.

Patent ve/veya faydalı model ve endüstriyel tasarıma konu olabilecek buluşlar için gerekli başvuruların yapılması üçüncü kişilere sunulmasından önce büyük önem taşımaktadır.

Fikri ve Sınai haklara ilişkin gerekli başvuruların yapılması ve ilgili kanun kapsamında koruma sağlanması önemlidir.

Her halükarda fikir veya buluşa ilişkin marka hakkının temin edilmesi ve markaya ilişkin sınıfların titizlikle seçilmesi büyük önem taşımaktadır.

Son olarak fikre ilişkin müstakbel alan adlarının aynı hızla alınmasında fayda vardır. Bu anlamda müstakbel rakiplerin kullanabileceği alan adları ön görülerek bu alan adlarının alınması faydalı olacaktır.

6. Yenilik Fikrinin Üçüncü Kişilere Sunulması Durumunda İzlenmesi Gereken Usul

          Girişimcinin yenilik fikrini, üçüncü kişilere sunması durumunda, bunun öncesinde hangi usullere dikkat edilmesi gerektiği üzerinde durmak isteriz.

          Öncelikle belirtmek istediğimiz husus, üçüncü kişilerle yürütülecek sürecin mümkün mertebe yazılılık ilkesinde olmasına özen gösterilmesidir. Şöyle ki, ilk toplantı süreçlerinin dahi e-posta ile belirlenmesinde fayda vardır.

          Bilindiği üzere üçüncü kişilerle yapılacak sunum öncesi en önemli noktayı “gizlilik sözleşmesi” oluşturmaktadır.

          Gizlilik sözleşmeleri kendi içerisinde çok hassas ayrımlar içerebilmektedir. Özellikle gizli bilginin sınırlarının belirlenmesinde, her ne kadar ispat zorluğu ile karşılaşma ihtimali olsa da, sözlü, işitsel, görsel vs. bilgilerin de bu kapsamda olduğunun belirtilmesi önem taşımaktadır. Nitekim bu konuda muhtemelen güçlü tarafta olan üçüncü kişiler gizli bilgilerin sınırlarını sadece yazılı bilgiler ile sınırlamak isteyeceklerdir. Bununla birlikte, gizli bilginin taraflar arasındaki ilişkinin sona ermesinden itibaren süresiz veya belirli bir süre kapsamında korunması, yine gereklidir. Son olarak gizlilik sözleşmelerinde, sözleşmeye riayet edilmemesi durumunda belirli bir cezai şart ön görülmesi de muhtemel olup, mümkünse yer alması sağlıklıdır.

          Gizlilik sözleşmesinin imzalanması akabinde, gizlilik konusu bilgilerin bir tutanakla üçüncü kişiye verilmesinde fayda vardır.

          Bu süreçte, tavsiyemiz, üçüncü kişi ile görüşmeler ayrı bir işbirliği ve sözleşme safhasına gelene kadar fikrin en kritik noktalarının olabildiği ölçüde tutulmasıdır. Bu anlamda söz konusu ilişkinin her iki tarafının birbirine olan ihtiyacı pekişecektir.

          Ne yazık ki gizlilik sözleşmeleri her durumda mutlak koruyuculuk sağlamamaktadır. Ancak daha önce belirtilen sürecin tatbik edilmiş olması ve üçüncü kişi ile sürecin yazılı olarak sürdürülmesi ve gizlilik sözleşmesi imzalanması bu anlamda maksimum hukuki süreç yönetimini oluşturmaktadır.

          Belirtilen sürecin tatbiki, özellikle marka, patent ve faydalı model gibi kendi mevzuatı kapsamında koruyucu hükümler içeren haklara sahip olunamaması durumunda dahi, en azından üçüncü kişi nezdinde tereddüt yaratacak ve konu hakkında girişimcinin özen ve titizliğini gösterecektir.

7. Belirtilen Tüm Hususların Tatbikine Rağmen, Yenilik Fikrinin Üçüncü Kişiler Tarafından İhlal Edilmesi

          Bu sorunun tek bir cevabı olmayıp, süreç içerisinde sahip olunan haklar nispetinde değişkenlik göstermektedir. Şöyle ki, eğer kişinin marka, patent, endüstriyel tasarım ve faydalı model şeklinde hakları mevcut ise, ilgili hakların düzenlendiği mevzuat kapsamında hukuki ve cezai başvuru hakları söz konusu olabilecektir.

          Belirtilen hakların mevcut olmaması durumunda ise, yukarıda zikredilen usullerin tatbik edilmiş olması halinde, genel hükümler kapsamında talepte bulunabilir. Bu anlamda akla ilk gelen usul, Türk Ticaret Kanunu’nda düzenlenen haksız rekabet hükümlerinin tatbikidir.

          Bilindiği üzere haksız rekabet, rakipler veya tedarikçilerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı ve dürüstlük kuralına aykırı davranış ve ticari uygulamalar haksız ve hukuka eylemlerdir. İlk bakışta konu ile ilintisinin olmadığı akla gelebilmekteyse de, Yeni Ticaret Kanunu, gerek tanım gerekse amaç maddesinde belirtildiği gibi, haksız rekabet hükümlerinin uygulama alanını genişletmek ve yalnızca rakipler arasında uygulanmasının önüne geçmek amacı gütmektedir. Bu anlamda somut uyuşmazlık açısından da uygulanabilirliği gündeme gelecektir.

          Haksız rekabet hallerinde başvurulabilecek hukuki imkanlar şu şekilde sıralanmıştır;

Tespit Davası:

Tespit davası, sadece haksız rekabet halinin tespitine yönelik bir davadır. Bu dava, haksız rekabetin tespitinin dahi yeterli olabileceği durumlar için öngörülmüştür.

Haksız Rekabetin Engellenmesi Davası:

Bu dava ile mevcut bir haksız rekabet fiiline son verilmesi amaçlanmaktadır. Bu dava, devam eden haksız rekabet ihlalleri için öngörülmüştür.

Haksız Rekabetin Eski Hale Getirilmesi Davası:

Eski hale iade davası niteliğinde olan bu dava, haksız rekabetin neticesi olan maddi durumun ortadan kaldırılmasına veya haksız rekabet fiili yanlış ve yanıltıcı beyanlarla yapılmışsa bu beyanların düzeltilmesine yönelik olarak öngörülmüştür. Söz konusu dava ile haksız rekabete yol açan fiilin piyasada görülen bütün olumsuz tesirlerinin gündeme getirilmesi gerekir. Yanlış ve yanıltıcı beyanların düzeltilmesi bu dava yoluyla sağlanabilir. Ancak bu davanın bir tazmin niteliği bulunmamaktadır. Bununla beraber ref davası ile tazminat davası birlikte de açılabilir.

Tazminat Davası:

Tazminat davası, maddi ve manevi tazminat davası olarak iki şekilde açılabilir. Tazminat davası ile haksız rekabet fiilinden zarar gören kimse, gördüğü zararın tazmin edilmesini talep edebilecektir. Bu davanın açılması, failin kusuruna ve davacının zararına bağlıdır. Bu davada davacı hem failin kusurlu olduğunu, hem zarar miktarını, hem de nedensellik bağını ispat edecektir. Zararın ispatlanması her zaman kolay olmamaktadır. Bu sebeple maddi tazminat davasında zararın tespitine yönelik olarak TTK md. 56/1(e)’de “…haksız rekabet sonucunda davalının elde etmesi mümkün görülen menfaatin karşılığına da karar verebilir.” ifadesi öngörülmüştür. Bu durumda, davacının talebi üzerine hâkim, davalının kârı oranında tazminata hükmedebilecektir.

          Haksız rekabet fiiline karşı olarak manevi tazminat davası açılması imkanı da bulunmaktadır. Manevi tazminat davası Türk Borçlar Kanunu’nun 58inci maddesi uyarınca açılabilecektir. Bu durumda hâkim, belirli bir tazminatın ödenmesine veya fiilin kınanmasına ve bu kararın basın yolu ile ilanına da hükmedebilir. İlanın kapsam ve şekline hakim karar verirse de, uygulamada söz konusu ilan günlük gazetelerde yapılmaktadır.

          Davalar bakımından öngörülen yeniliklerden biri, ekonomik çıkarları zarar gören veya tehlikeye giren müşterilerin de bu davaları açabileceğinin kanunda açıkça belirtilmiş olmasıdır. Ayrıca yine yukarıda ilk üç sırada sayılan davanın odalar, meslek birlikleri ve tüketicinin ekonomik çıkarlarını korumaya yönelik sivil toplum kuruluşları tarafından da açılabileceği açıkça belirtilmiştir. Böylece kanun, işbu düzenlemelerin yalnızca rakipleri korumaya yönelmediğini açıkça ortaya koymuş ve işbu davaların yalnızca rakipler tarafından açılabileceği yönündeki dar yorumu engellemiştir.

          Netice olarak belirtilen hususlar kapsamında, girişimcinin yenilik fikrinin, ilk aşamadan itibaren titizlikle kontrol altında tutulması ve konunun üçüncü kişilere açıklanması aşamasında da oldukça dikkatli olunması gereği ortaya çıkmaktadır. Nitekim, aksi bir durumunda, hali hazırdaki hukuku imkanlar, bu yenilik fikrinin külliyen korumaya yetme konusunda yetersiz olduğu gibi; herhalde meydana gelebilecek zararı tam olarak giderici hükümler içermemektedir.

Saygılarımızla,

Av. Mehmet DURMAZ

İstanbul Genç Girişimciler Kurulu
Üye ve Kurul İlişkileri Çalışma Gurubu Üyesi