Yargı ve iş dünyası sempozyumu’nda öne çıkan konular

21 -22 Kasım 2015’te gerçekleşen ve verilen bilgi uyarınca alanında ilk olma özelliği taşıyan Yargı İş Dünyası Sempozyumu hakkındaki notlarımız, tüm sempozyum süresince müşterek olduğu konusunda konuşmacılar nezdinde fikir birliğine varılan hususlardan daha öznel görüşler olduğunu düşündüğümüz hususlara doğru sıralanmak kaydıyla aşağıdaki şekilde sıralanmıştır.

1. Zorunlu Arabuluculuk Kurumu

Bilindiği üzere 14.11.2013 tarihinden itibaren arabuluculuk hukuk sitemimizde uygulama imkanı kazanmış olup, geçen sürede her ne kadar iyi sonuçlar alınmış olsa da, istenilen düzeyde kullanım sıklığına ulaşmamıştır. Zorunlu arabuluculuk alanında yapılacak düzenlemeler sayesinde, özellikle bazı tip ve meblağdaki uyuşmazlıkların çözümünde tatbik edilecektir. Nitekim ülkemizde yaklaşık 11.000.000 kişinin hizmet sözleşmesi ile bağlı çalıştığı ve bu kapsamdaki uyuşmazlıkların Yargı için iş yükü oluşturduğu ve İş Mahkemeleri ve buna bağlı olarak Yargıtay ilgili dairesindeki uyuşmazlıkların ancak zorunlu arabuluculuk sistemi ile giderilebileceği şeklinde planlamada bulunulduğu belirtilmiştir.

2. Tacirler Arası Zorunlu Tahkim Kurumu

Zorunlu arabuluculuk ile benzer olarak tacirler arasındaki belli bir meblağın altındaki uyuşmazlıklarda tahkimin zorunlu hale gelmesi üzerinde çalışıldığı, bu anlamda tahkimin mi yoksa arabuluculuğun mu bu sisteme uygulanacağı konusunda netleşmiş bir görüşün henüz mevcut olmadığı ancak yine Yargı’nın iş yükünü ciddi anlamda artıran bu tip hukuki ihtilafların da mahkeme dışı çözüm teknikleri ile giderilmesi planlanmaktadır.

3. Tahkim Müessesinin İşlerliğinin Sağlanması

Tahkim müessesi genel olarak istenilen düzeyde işlerlik kazanmamış olup, bunun nedenlerinin gözden geçirilmesi ve tahkimin uyuşmazlıkların çözümünde talep edilebilir cazip bir alan olarak varlık kazanmasının sağlanması başvurucular açısından hızlı bir koruma sağlaması bakımından faydalı olacaktır.

4. Bilirkişi Müessesi

Bilirkişilik müessesi yargılamanın en sorun teşkil eden müessesesi olarak adlandırılmıştır. Nitekim, hem hakimler kaliteli bilirkişilere ulaşmakta zorluk yaşamaktadır, hem de nispeten kalitesiz olan bilirkişiler eliyle gelen raporları mahkemelerin iş yükü nedeniyle hükme esas alabilmektedir. Ayrıca bilirkişilerin genelde görevi ve yetkisi olmamasına rağmen hukuki değerlendirme bulunduğu hatta bazen kendi uzmanlık alanındaki nitelendirmesini yapmaksızın, hukuki nitelendirmelerde bulunduğu belirtilmiştir. Ayrıca bilirkişilerin seçimindeki liyakat şartlarında sorun olduğu belirtilmiştir. Bu konu ilgili merciler tarafından dikkate alınmış ve hali hazırda bilirkişilik hakkında düzenleme yapılmış ve Bilirkişilik Kanunu Tasarısı kamuoyuna sunulmuştur. Yakın zamanda ilgili kanunun meclise sunulması beklenmektedir.

5. Koruyucu veya Önleyici Hukuk

Yine katılımcıların üzerinde en çok durduğu konulardan biri koruyucu veya önleyici hukuktur. Bilindiği üzere koruyucu hukuk, tıpkı koruyucu hekimlik gibi, hukuki uyuşmazlık ortaya çıkmadan önce gerekli hukuki alt yapının hazırlanarak konunun adli merciler önüne gitmeden çözümlenmesi veya daha yerinde bir anlatımla müstakbel bir sorunun var olmasının engellenmesidir. Şöyle ki, tahmin edildiği üzere, koruyucu hekimlikte kişi hastalanmayı beklemeksizin, düzenli periyotlarla kontrollerini olur, hekimin ön gördüğü ve izah ettiği konulardaki görüşlerini tatbik eder ve bu kapsamda hastalanmaksızın hayatına devam eder. Koruyucu hukukta aynı mekanizmayla çalışmaktadır. Örnekteki hekim vazifesini malum olduğu üzere bu anlamda avukat yerine getirmektedir. Konuşmacılar koruyucu hukukun telafi edici (uyuşmazlık ortaya çıktıktan sonra müdahale edilmesi) hukuktan her zaman daha pahalı olduğu konusunda hem fikirlerdir. Belirtilen hususun tatbiki bu korumadan istifade eden kişi yanında Türk Yargı Sistemi’ne intikal edecek uyuşmazlıkları önemli ölçüde azaltacağından dolayı özellikle ve defaten tavsiye edilmiştir.

6. Hakim Yardımcılığı Müessesesinin Düzenlenmesi

Mesleğinin başındaki hakim ve savcıların, belirli bir süre dahilinde, bir mahkeme hakimine raportörlük görevini yerine getirmesi ve bir anlamda tetkik hakimliği vazifesini yerine getirilmesi ile mahkeme hakiminin karar verme anlamında hızla hareket edebilmesi, yargılamayı hızlandıracaktır.

7. Mahkemeler Arası İş Bölümü Yapılması

Birden fazla mahkemenin bulunduğu adliyelerde, benzeri uyuşmazlıkların belirlenecek bir mahkemede çözülmesinin uzmanlık bakımından faydalı olduğu belirtilmiştir. Örneğin 10 tane iş mahkemesinin bulunduğu bir adliyede işe iade davalarının 1 ve 2 nolu iş mahkemelerinde bakılması ilgili hakimlerin uzmanlaşması ve yargılamanın hızlanması anlamında faydalı olacaktır.

8. Mahkemelerde Yeteri Kadar Nitelikli Personel Bulunmaması

Yargılamanın yavaşlamasına etki eden nedenlerden bir tanesi olarak da mahkemelerde yeteri kadar liyakat sahibi personel bulunmaması ve var olan personellerin de çeşitli sebeplerle devamlı hizmet verememesi olduğu belirtilmiştir. Bu nedenle bu sorunun giderilmesi yargılamanın hızlanması anlamında önem teşkil etmektedir.

9. Uzman Mahkemelerin Kurulması

Özellikle iflas ertelemesi gibi özellikli alanlarda sadece bu mahkeme özelinde uzman yapılar kurulmalıdır. Örneğin iflas ertelemeye bağlı incelemelerde hakimler açısından muhasebe, finans, yönetim alanlarında bilgi sahibi olunması gerekmektedir. Ancak hakimlerin bu alanlarda bilgisi bulunmamaktadır. Bunun yanında bu bilgilere haiz bilirkişilere ulaşma zorluğu da bulunmaktadır. Özellikle küçük yerlerdeki taleplerde bu konu had safhaya çıkmaktadır. Hatta bazı kişilerin bu konudaki imkansızlıktan faydalanarak şirket merkezlerini bazı ilçelere alarak bu ilçelerde iflas erteleme talep ettiği tecrübe edilmiştir. Bu anlamda,

  • İflas ertelemesi ile uzman mahkemelerin oluşturulması,
  • Uzman mahkemelerde görev alacak hakimlerin muhasebe, finans ve yönetim konularında meslek içi eğitime tabi tutulmaları,
  • İflas ertelemesi davalarındaki uzman mahkemelerin bölge idare mahkemeleri esasında belli bölgelerdeki taleplere münhasıran bakmaları,
  • Uzman mahkemelerin heyet ile faaliyet göstermeleri,
  • İflas erteleme taleplerinde mahkemenin temel yükümlülüğünün, başvuran tarafından sunulan ara bilanço ve iyileştirme raporunun ciddi ve inandırıcı mı olduğunun tespiti olduğu ve bu nedenle bu raporların SPK, BDDK muadilinde bir kurumdan alınması durumunda mahkemenin işinin kolaylaşacağı ve/veya bu raporun sorumluluk altındaki denetim şirketlerinden alınması durumunda mahkemelerin başvuru sonrasındaki inceleme yükünün ortadan kalkacağı gibi öneriler sunulmuştur.

İflas erteleme başlığında belirttiğimiz bu düzenlemelerin diğer alanlarda da uygulanmasının mahkeme kararlarının sıhhati ve hızlılığı anlamında olumlu olacağı önerilmiştir.

10. Hakimlerin Mahkemeler Arası Geçişler Açısından Ayrı Bir Değerlendirmeye Tutulması

Yıllarca aile mahkemelerinde görev almış bir hakimin bir anda kadastro mahkemesinde veya ticaret mahkemesinde görevlendirilmesi gibi geçişlerin hem kararların sıhhati hem de yargılamamın hızlanması anlamında olumsuz neticeleri olduğu beyan edilmiş olup, bunun önüne geçilmesi gereği belirtilmiştir.

11. Yargı Kararlarının Tamamen Erişime Açık Kılınması

Bu anlamda yapılacak düzenlemeler emsal kararların tespiti ve uyuşmazlıkların hukuk mercileri önüne taşınıp taşınmaması ya da hukuk mercileri önüne taşınan uyuşmazlıkların hızlı bir şekilde çözüme kavuşturulması anlamında önem teşkil edecektir. Nitekim Sayın Yargıtay Başkanı çok kısa bir zaman içinde tüm yargı kararlarının erişime açık hale geleceği müjdesini vermiştir.

12. Yargı Kararları Arasındaki Farklılıkların Giderilmesi

Aynı veya benzeri konular hakkında mahkemelerin ve yüksek mahkemelerin birbirinden tamamen farklı kararlar vermesi yargıya olan güvenin azalmasına sebebiyet vermektedir. Bu nedenle özellikle Hukuk Genel Kurulları’nın ilgili dairelerden müteşekkil olması durumunda bu çelişkili kararların önüne geçilebileceği belirtilmiştir. Örneği işçi işveren arasındaki uyuşmazlıktan kaynaklı bir Hukuk Genel Kurulu incelemesinin sadece bu alanlardaki Yargıtay Daireleri arasında incelenmesi, etkin sonucun müzakeresi anlamında fayda teşkil edecektir önerisi gündeme gelmiştir. Yine aynı konu hakkında farklı yargı kararlarının tespitini sağlayacak bir birim kurulması önerisi de gündeme gelmiştir.

13. Düzenleyici Kurum Kararlarının Erişime Açılması

EPDK, BDDK, SPK gibi kurulların kararlarının erişime açık olması, hukuki güvenlik anlamın önem teşkil ettiği ve bu kararlara erişimin sağlanabilmesi ihtimalinde birçok hukuki uyuşmazlığın önlenebilecek olması hususu dile getirilmiştir.

14. Tebligat

Tebligat hususunun başlıca bir sorun teşkil ettiği ve e-tebligat alanındaki düzenlemelerin kapsam genişletmek suretiyle etkin bir şekilde uygulanması gereği üzerinde durulmuştur.

15. Genel Konular

Konu başlığı teşkil etmeksizin özel konular anlamında da birçok husus gündeme gelmiş olup bu hususları şu şekilde dile getirebiliriz.

  1. Deniz Ticaret İhtisas Mahkemeleri önüne gelen uyuşmazlıkların kuvvetli bir çoğunluğu yabancılık unsuru taşımaktadır ve mahkeme uzun bir süre acentenin varlığını araştırmaktadır. Bu uzun araştırma neticesinde de ya acentenin varlığını tespit edememekte ya da tespit edilen acente hukuki ilişkiyi inkar etmektedir. Bu nedenle ilgili mahkeme başkanı, ticaret odası bünyesinde acentelere ilişkin bir kayıt listesinin oluşturulmasının önemine değinmiş ve bu kayıt listesinin hem dava tarafları hem de mahkemeler anlamında aleniyet, sicile güven ve tespit kolaylığı sağlayacağı gibi avantajlarını dile getirmiştir.
  2. Ayrıca ticaret mahkemelerinde heyet halinde bakılan işler ve tek hakimle bakılan işler düzenlemesinin pratikte hakimlerin iş yükünü çok ciddi şekilde arttırdığı ve hakimlerin heyet halindeki dosyalara gerekli ve yeterli zamanı ayıramadıklarını belirtmiştir.
  3. Herkesin Yargıtay’a başvuru adeti içinde olduğu oysaki bunun birçok yargılamada Yargıtay’ın iş yükünü çoğaltmak dışında bir anlamının olmadığının sabit olduğu, bu nedenle bu hususun da ayrıca düzenlenmesi gerektiği belirtilmiştir.
  4. İşe iade davalarının uygulama anlamında tamamen kadük kaldığı ve acilen yeni bir düzenleye tabi tutulması gereği birçok kez belirtilmiştir.
  5. Yargıtay Hukuk Daireleri’nin mevcut iş yükünün %35’inin iş yargılaması olduğu ancak buna rağmen hakim savcılık sınavlarında iş hukukuna dair soru sorulmadığı, adalet akademisinde de iş hukukunun üvey evlat muamelesi gördüğü ve bunun da uyuşmazlıkların tamamının bilirkişiye gitmesine sebep olduğu belirtilmiştir.
  6. Emsal ücret araştırmalarında hiçbir kurumun mahkemelere yardımcı olmadığı belirtilmiştir. Önceden ticaret odalarından çok sağlıklı araştırmalar alan mahkemeler, son zamanlarda hakaret sayılabilecek tarzda cevap aldıklarını ve bu hususun da yargılama hızı anlamında olumsuz etki içerdiğini belirtmişlerdir.
  7. İbranamenin yeni Borçlar Kanunu ile neredeyse ortadan kalkmış olduğu ve bu gerçeğin de sorunların hukuk mercileri önüne taşınmasında çok etkin olduğu, oysaki tarafların ibralaşmasının önemli bir müessese olduğu ve buna her zaman imkan verilmesi gereği dile getirilmiştir.
  8. Anayasa Mahkemesi’nin son zamanlarda Yargıtay Kararları üzerinde bir üst derece mahkemesi gibi değerlendirme yaptığı örnekler ile belirtilmiş ve bu durumun hukuki güvenlik ilkesi anlamında sorun teşkil ettiğine değinilmiştir.
  9. Yargıtay’da çok sayıda kıdemsiz hakimin görev aldığı ve mesleğinin başındaki bu hakimlerin birçok birinci sınıf hakim dosyasını incelediği gerçeği yanında, bu durumun da bir an evvel değiştirilmesi gereği dile getirilmiştir.
  10. İşverenin yasaya uygun şekilde kayıt tutmasının kendisi açısından çok önemli olduğu dile getirilmiş olup, bu hususun yargılamanın hızlı şekilde sona erdirilmesinde de büyük önem taşıdığı dile getirilmiştir.
  11. İş Hukuku’nda performans değerlendirme sisteminde çok geride kalındığı, en kısa zamanda objektif, ölçülebilir ve görev tanımıyla uyumlu bir performans değerlendirme sistemi kurulması gereği dile getirilmiştir. Yüksek Yargı mensupları hali hazırda usulüne uygun olan hiçbir performans değerlendirme raporu görmediklerini de belirtmişlerdir.
  12. İdari Yargı Sistemi’nde yer alan iadeye başvuru ve buna bağlı sürelerin çok uzun ve uygulamada anlamını yitirmiş süreler olduğu dile getirilmiş olup, bu sürelerin 15 gün gibi günün şartları ile uyumlu sürelerde revize edilmesi gereği dile getirilmiştir. Ayrıca idarenin cevap verme zorunluluğu ve cevabında hangi sürede hangi usulde mahkemeye başvurulacağının belirtilmesinin yargılamanın etkin ve hızlı olması anlamında fayda sağlayacağı dile getirilmiştir.

Saygılarımızla,

Av. Mehmet DURMAZ

İstanbul Genç Girişimciler Kurulu
Üye ve Kurul İlişkileri Çalışma Gurubu Üyesi